AYNALAR

 

Aynalar…

Yer: Anadolu’nun herhangi bir ilinde, alelade bir lunapark.

Zaman: Pandeminin ilk kış ayları.

Sol elinin işaret ve başparmağı ile gözlerinin uçlarını ovuşturdu. Plastiktik bardağındaki kahvesi soğumuştu ve üzerindeki garip krem rengi köpüğe bakıp parmaklarını çenesine indirdi. Henüz iki gece önce tıraş etmesine karşın sertleşen sakallarını bir müddet kaşıdı. Gözlerini sola devirdi ve tembel bir melodiyi mırıldanmaya başladı.

Mesai bitimine 5 dakika kalmıştı. Ayağını ısıttığı elektrikli sobayı kapadı ve camları buğulaşan dar kulübesinden çıktı. Birkaç adım atıp o küçük alanına baktı ve kafasından sıradan kontrollerini yaptı.

“Lambayı ve sobayı kapadım. Anahtarları aldım. Ne unuttuk? Kahve kaldı masada onu s*ktir et! Çöp kutusunu boşalttık mı? Onu da es geç zaten yarısına kadar doluydu. Tamamdır!” Dedi ve kendi kendini onaylayıp gezinmeye başladı.

Hava gündüze nazaran daha da soğuktu. Kaşe montunu yüzüne kadar çekmesine karşın hala üşüyordu. Elleri montun cebinde devam etti. Önce Gondolun oradaki iç güvenlik kulübesine gitti ve içeri baktı.

Kimseyi göremeyince seri adımlarla Tırtıl treninin olduğu yere gitti. Arka kapı da kapalıydı ve gişelere doğru yöneldi. Girişteki beyaz kulübenin ışıkları yanıyordu. Hemencecik kulübeyi rahat gören bir açıya yanıştı. İç güvenlik kulübesinde olması gereken görevli ordaydı. Yanında, girişteki güvenlik elemanı vardı. Kendi aralarında güldüklerini görünce onlara doğru yürümeye başladı. Kapıyı tıklattı ve içeri girdi.

Sesle birlikte irkilen iki güvenlik görevlisi, masadaki karton bardakları ve mandalina kabuklarını toparlamaya başlamıştı.

“Selamın aleyküm gençler. Ne yapıyorsunuz bakıyım? Demleniyor musunuz yoksa? Ha? Kerhaneciler sizi…”

Kapıdaki yüzü görünce bir nebze rahatlayan elemanlar eş zamanlı olarak oh çekti. Masanın altına iteledikleri bardakları çıkartırken, esmer olanı lafa girdi.

“Sen miydin Kirpi abi? Biz de biri geldi sandık. Buyur gel sebilin oradan bardak kap hemen abi.”

Yılların alışkanlığı olarak Kirpi adını duyunca elini saçlarına götürüp elledi. Fırça gibi saçlarından ötürü ona Kirpi diyorlardı. O kadar uzun zamandır bu lakaba sahipti ki, gerçek adını unutmuş olabilirdi.

Sonra bir adımını kapıdan dışarı çıkardı.

“Oğlum biz adam değil miyiz? Ha? Biri dediğin benim işte. Neyse s*ktir et tatavayı! Almayayım ben sağ olun. Vurun siz kafanız açılsın. Afiyet olsun ama dikkat edin de Nedim beye yakalanmayın. Patronun sağı solu belli olmaz. Sizi böyle görse o şişeyi bütünüyle g*tünüze monte eder benden söylemesi.”

Bir iki kadehin verdiği yetkiye dayanarak celallenen diğer eleman:

“O biraz g*t ister Kirpi abi! Bak bu soğukta ekmeğimizdeyiz. Birazcık içimiz ısınsın ne olacak? S*kerim Nedim beyi! Sana bir şey olmasın abi.”

“Yürü lan aslan! Ama yine de b*kunu çıkarmayın tamam mı? Hadi Allah’a emanetsiniz. Ben ufaktan yollanıyorum.”

“İyi geceler abi.” Dedi iki eleman. Sonra diğer bacağını da çıkarıp, kulübenin kapısını kapattı. Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı. Gecedeki bulutlara pembenin koyu bir tonu hakimdi…

Beyaz kulübeden biraz uzaklaştıktan sonra:

“Şu iki s*k fısıltısı bu gazla bir iki saat daha içer. En azından biraz daha rahatız. Ha?” Dedi ve kendi sorumlu olduğu aynalar bölümüne doğru ilerledi. Girmeden önce etrafa son bir kez baktı.

“Bu soğukta kimse gelmez. Gelirse de onun ben kafasına s*çayım!”

İçeri girdi ve ışıkları açtı.

Bulunduğu oda komple aynalarla kaplıydı. Silueti kimi aynada kısalıyor, kimi aynada uzuyor, kimi aynadaysa şişmanlıyordu. Onlarca ayna, onlarca yüz derken tam ortaya geldi. Şöyle bir öksürdü ve ellerini montun içine soktu. İçerisi soğuktu.

Gözlerini sola çevirdi ve kafasının büyük gözüktüğü aynaya baktı.

“Ne oldu? Ha? Kafan çok mu dolu? Yoksa kalan son demler senin beyninin içine mi oturdu? Ne oldu? Ha?”

Söylediklerini olumsuzlar gibi kafasını salladı. Akabinde yansımasına biraz daha yaklaştı.

“Bir şey söylesene? Kafanın içi davul gibi ama hala susuyorsun? Nedir bu halin? Ha? Bak sana gülüyorlar?”

Yansımasına bakarken eliyle sağ tarafı gösterdi. Kafasını o yöne çevirdi ve yanaklarının çekik olduğu aynaya baktı. Siluetinin ağzı kulaklarındaydı. Sonra tekrar önündeki aynaya baktı.

“Görüyor musun? Artık kontrol edemiyorsun? Kirpi… Yılların Kirpi’si, hiçbir şeyi kontrol edemiyor. Ulan biz neydik be! Neydik hatırlasana! Küçücük dünyamız vardı. Üç beş kişi… Kendi yağımızda kavrulur giderdik. Baksana dışardaki ayyaşlar bile adamdan saymıyor bizi.”

Durdu ve geriye dönerek birkaç adım attı. Kafasını kaldırınca bacaklarının uzun olduğu aynayı gördü.

“Peki ya sen ne düşünüyorsun. Her yere koştun be adam! Her yere gittin geldin. Mutsuzluğa adım adım yaklaştın da ses etmedin. Ha? Şimdi keyfin yerinde mi? Bak kimse kalmadı. Bizim arkadaşlarımızdan başka neyimiz vardı? Onların derdine koşturamayacaksak neden yürüyoruz? Ha?”

Tartıştığı aynaya bakarken eliyle sağ tarafı gösterdi.

“Bak içeride ne kadar üzgünüz? Yalnızız ve kontrol dışındayız.”

Gösterdiği yerdeki ayna, siluetini üzgün gösteriyordu.

Sonra o aynaya doğru yürüdü ve:

“Sen en gerçek aynasın. Sen gerçekliğin sınırısın… Aslında tüm aynalar öyle değil mi? Aynalar, gerçekliğin sınır çizgisidir.”

Yansımasına bakarken eliyle yanaklarına dokundu. Önce kendi yanaklarına sonra da yansımadaki yanaklara…

Gözlerini önüne devirdi ve derin bir nefes aldı. Ellerini cebine sokup burnunu çekti.

“Sanırım hasta oluyoruz. Havalar soğudu ve biz aynaların arasında mahsur kaldık.”

İki adım geri gitti ve elleriyle saçlarını geriye yatırmaya çalıştı. Akabinde derin bir nefes aldı ve sırasıyla tüm aynalara stresli bakışlar fırlattı. Kendi etrafında tam tur attıktan sonra duraksadı ve gözlerini kapadı.

“Bunların hepsi suçun!” Sözüne irkildi. Gözlerini sesin geldiği yöne devirdi. Kafası kocaman olan yansıması ona kızgın gözlerle bakıyordu.

“Kendi çöplüğünün horozu olacağım diye herkesi kırdın. Çekinmeden harcadın kalpleri ve dönüp ardına bile bakmadın. Kocaman g*tünle dünyaları devirdin de yılmadın be! Şimdi hiç kıvranıp çareyi aynalarda arama! Bunların hepsi senin suçun!”

Karşısındaki öfkeli yansımasına baktı ve bir kez daha burnunu çekti. Ona hak veriyordu. Gururlu ve acınası bir gülümseme ile gözlerini aşağıya devirdi.

“Kendimize acımak…” Diye cevap vermeye başladı. “Kendimize acımak neye yarar? Bu neyi değiştirir? Gönül kervanı almış başını gidiyor. Artık çok uzaklarda… Belki bir şarkının alelade ezgisinden, her haykırışta uzaklaşıyor birileri. Daha da uzaklaşıyor. Ne biliyim a*ına koyayım! Kafamı toparlayamıyorum ki… Suçlu kim? Ya da suçlu ne? Hatta suç olan ne? İyilik ve kötülük neden bu kadar kişisel kavramlar? Biliyor musun? Biliyor muyum? Öfkeni kusacak birileri olunca sanki… Sanki tüm problemler daha hafifliyor gibi… İçindeki o pis sintineyi boşaltacak bir yer bulunca daha rahat oluyorsun. İnan bana, ya da ben inanıyım tüm söylediklerime ya da her ne b*ksa! Bu böyle… Suçlu biri varsa şayet, suç sanki suç olmaktan çıkıyor gibi. Mesela biri ölür yan sokakta. Günün ortasında cami çıkışının orda bıçaklanır ne biliyim. İkindi sonrası cemaat yanından geçer ve kanların üzerine basmazlar. O bıçağı tek kişi takar herhangi bir maktule ama çok kişi öldürür onu… Sanki birileri göz yumunca tek bir katil oluyor gibi algılanıyor. Bilemem bunu… Öyledir belki teknik olarak ha? Fiziksel olarak, materyalist olarak, Kolombiyalı olarak falan falan… Öyle midir cidden? Suçu atınca bitiyor mu? Hadi o vakit suçu atın bana. Zaten insanın kendinden başka birini suçlayamaması çok berbatken, bırakın da bu genzimi yakan tadın tadını çıkartıyım ha!”

“Bunların hepsi senin suçun!” Diyerek tekrarladı koca kafalı yansıma… Ve bir kez daha burnunu çekti Kirpi.

“Hey koca kafa!” Aynaya biraz daha yürüyerek devam etti: “Bak diğer yansımaların sesi çıkmıyor. Neden bu kadar öfkelisin? Kendini affetmedin mi yoksa? Yoksa kabullenmedin mi? Ha? Bazı konular ne hikmetse bizlik olmuyor… Şaşırtıcı değil mi? Mesela kalbinin kalan kısmını birini verirsin ve hiç gitmediğin bir şehirde kırarlar onu. Uçurumdan atlayan sen olursun ve bilemezsin. Kalan güvenini yarım dönemde harcarlar. Birbirlerini bir daha görmeyeceği gün gibi aşikar kalpler, seni üçüncü eyler ve daha sonra bir daha Antalya’ya giderken Burdur’dan geçmezsin. Her şey senin elinde değildir. Bazen hiç elinde olmayan şehirlerde ölürsün koca kafa. Sonra yıllar boyu senin suçun gibi düşünürsün. Belki senin de payın vardır, belki bu pay büyüktür ama telafi edilebilir. Bazı şeyler vazgeçilmez olmalıdır koca kafa. Bazı şeylerin tarafı olmaz!”

“Bunların hiç biri seni paklamaz Kirpi!”

Sözünün ardından tüm aynalar, üzgün olana baktı.

“Belki bazı şeyler vazgeçilmez olmalıdır. Bazı şeylerin tarafı olmaz ama bazı şeyler de Kirpi… Bazı şeyler de hassastır. Öyle lakaytlığa, öfkelenmeye gelmez! Kırılmaz ve üzerine itina ile titrenmesi gerekir. Ve görüyoruz… Bazı şeyler gidince; suçluymuş, haklıymış, ah çekmelermiş önemi kalmıyor. Hani sen dersin ya Kirpi… Bizim kalbimiz çok yapışkandır. Bir yere titrerse orda kalır diye… Bilmiyormuşuz her yapışmasında eksilmişiz.”

“Sen en gerçek aynasın.” Diye cevap verdi. Kirpi düşünceliydi. Kendi kafasının içinde kendisi ile konuşurken bile düşünceliydi. Yüreğindeki en derin yansımalara bakarken kaçmak istedi.

Okyanusların diplerine kaçtı belki… Fakat kendinden kaçmak kolay değildi. O okyanus oldu da kaçtı, düşünceleri yunus balığı gibi belirdi ve yeniden yuttu. Durmadı ama Kirpi ve yine kaçtı. Küçük balıkların peşine takıldı sonra ve denizlerde susturmaya çalıştı kafasını. Tam bir akıntı buldu kaçar gibi oldu derken Dünya hikayelerine tutuldu çok kere. Bir iyi vardı hep. Bir de kötü vardı. Hep bir ahlaki mesele vardı bulunduğu yerde. Kötü kovaladı iyiyi ne biliyim, Firavun oldular bir gün… Musa’yı kovaladılar.

Antik şehir Tanis’in yakın kıyılarındayken Kirpi, Musa denizi yardı. İyiyle kötü savaştı ve kim kazandı hala belirsizken, Kirpi kendi yağında kavrulamayacak kadar acizdi. Şimdi aynaların arasından kaçmak istiyordu. Kapı hemen ordaydı biliyordu.

“Beni bu kadar yalnız bırakmasalardı ne olurdu?” Diye titrek bir sesle söylendi. Sonra derin bir nefes verdi.

“Her şeyi kontrol etmeyi istemek benim açgözlülüğümdü belki ama… Hırsla dolup taşan yüreğim iki güzel lafa tamah edecekti. Bilemediler… Kötü olan ben oldum. Kötü olan başkası da oldu ama neyi değiştirdi ki? Kötülüğü s*kiyim!”

Sonra tüm aynalara teker teker baktı. Baktığı aynadaki yansıma kayboluyordu. Sonra ışıkları kapadı ve hıçkırmaya başladı. Yansımaları bakarken ağlamak istememişti.

Kirpi kendi yağında kavrulmak isteyen biriydi. Kendini ve sevdiklerini bu kokuşmuş düzenden korumak istedi ve bunu yaparken kırmaktan çekinmedi. Kimisi bunu hak etti ama bunları göremedi, kimisi sıradan kişilerdi ve Kirpi kuruşları karıştırdı. Sonunda ise aciz yüreğiyle, karanlık odaların içinde ağlayan biri oldu.

Usulca sildi gözlerindeki yaşı… Yalnız parmakları ile aldı yanaklarındaki nemi ve aynaların arasından çıktı.

Kulübedekilere selam vermeden yürüdü ve soğuk gecenin karanlık sokaklarında ilerlerken kar yağmaya başladı. Kirpi, saçlarına düşen beyaz taneciklere hiç aldırmadı ve evine girdi.

Suç kontrol manyaklarında ya da kıskançlığından çatlayan bireylerde midir? Suç kendi içinde boğulurken çırpınan ellerde midir? Yoksa kendi rahatı bozulmasın diye o elleri yok sayan gözlerde mi? Ha?

Zaman: Yılın ilk karının düştüğü yalnız gecelerden biri.

Yer: Anadolu’nun herhangi bir yerinde. İnsanlığın dışında ve iç çekişmelerin ortasında.

 

…Aynalar

 

 

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.