Öfkeli – #555kelimelikhikayeler

Gökyüzü tam ortasından yarılır ve bazı geceler ciğerime dolardı. Tonlarca düşüncenin içinde kaybolmak yetmezmiş gibi tasa kapasitemin hudutlarını genişletirdim. Bazen bu gecelerin sayısı artar ve gündelik hayatıma etki edecek kadar uykusuz zamanlara neden olurdu.

Üç gündür toplam iki saat uyumuştum ve dördüncü gün işe gidecek zihinsel kuvveti kendimde bulamadım. Hâlâ uyuyamıyordum ve o gün evde pineklemek yerine sahile inmeye karar verdim.

Günahkâr şehrimin tek güzel yanı denize kıyısı olmasıydı. Kıyıya vuran dengesiz dalgaların sesi iyi geliyordu. Kendimi sınır bölgesinde gibi hissediyordum. Arkamda kaostan bir şehir, önümde uçsuz bucaksız mavi…

Bense tam ortadayım ve az ötemde keman çalan eleman çok başarılı…

Hava akşama patlayacak belli. Gökyüzü yine o bilindik kasvetin grisini takınmış. Biraz rüzgar var ve dalgalar anasına küfür yemiş bebeler gibi sinirle çarpıyor.

Milyonuncu gelişim olmasına rağmen hâlâ adını bilmediğim ağacın dibindeki banka oturdum. Ellerim cebimdeydi ve kıyaya vurunca yükselen dalgaları izliyordum. Sanırım otuz saniye kadar bu anın tadını çıkarabildim. Sonra yanıma biri oturdu. Sağ eliyle alnını sıvazladı ve yüzüme bile bakmadan:

“Sigaran var mı birader?” Diye sordu. Ben de aynı tavrı takındım ve yüzüne bile bakmadan bir sigara çıkartıp verdim. Sonra kendi cebinden çakmak çıkartıp yaktı.

Ayağa kalkıp üç adımlık voltasını attı ve sigarasından seri dumanlar çekip bıraktı. Belli, canını sıkan içsel spazmları vardı. Hiç bulaşmak istemedim ve ayağı kalkarken bir sigara daha istedi. Çıkarıp paketi verdim ve:

“Bir şey sorabilir miyim?” Dedi. Duymamış gibi yapıp devam edecektim ki: “Neden?” Diye sordu.

Arkama döndüğümde hâlâ ileri geri adım atıyordu ve yere bakarak devam etti:

“Neden insanlık bu denli kötü oldu? Neden tren yoluna paralel giden kaldırımlardaki çiçekleri kopardılar? Sence neden bu duruma geldik?”

Bakışlarımız kesişince paketimden sigara çıkartıp bana uzattı. Dudaklarıma götürürken titrek elleriyle sigaramı yaktı. Sonra çakmağı cebine koydu ve sağ eliyle şakağını ovuşturdu. Yutkundu ve banka geri oturdu. Ben hâlâ ayaktaydım ve sigaramdan bir duman daha çektim.

“Güvenmiyorum kimseye. Kimse de bana güvenmiyor. Öfkeliyim anlıyor musunuz? Uyum sağlayamadığım düzene öfkeliyim. Küçücük çocuklar tecavüze uğrarken kıçını büyütmekten başka bir halta yaramayan büyükler ya da adına ne dediğinizi asla umursadığım güçlü kişiler ne yapıyor? Kokuşmuş bir adalet sistemi, uydurulmuş ve kimsenin itiraz etmediği kararlara göre yargılıyor. Minicik elleri mezara götürenleri on senede salıyorlar. Bu durumu normalleştiremediğim için anarşik oluyorum. Hayır… Hayır ben anarşik değilim. Sadece öfkeliyim. Öfkeliyim anlıyor musun? Saf bir kalbe sahip olan insanın salak diye nitelendirilmesi sinirimi bozuyor. Birazcık aksini düşüneni, parazit gibi dışarı atan Romalı yurttaşlara, evet size öfkeliyim. İnsanları arenaya yekten koymuyoruz ama tüm yeryüzünü arenaya çevirdik. Aslanlar masumları yer ve diğerleri bunu keyifle izler. Kimse kılını kıpırdatmaz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın der ve korkakça kaçarak kendi sıralarını beklerler. Neden böyle olduk? Sevgi, hoşgörü… Neden bunlar sadece edebiyat konusu olarak kaldı? Neden herkes hormonlarının dikine gitmeyi tercih edip duyguları yok yere hiç ettiler? Dokunmadım diye bağnaz dediler. Öfkeliyim. Bunlar öfkeliyim. Öfkeliyim anlıyor musun? Beni takıntılı diye etiketleyip, üstüme basarak geçenlere öfkeliyim…”

Monoloğunu kesip bir an duraksadı. Gözlerini kapatıp eliyle boğazını tuttu.

“Öyle bir çırpıda es geçemeyeceğim insanlara öfkeliyim. Uçurumdan düşerken tutunduğum dallara öfkeliyim. Öfkeliyim anlıyor musun? Ayak uyduramıyorum artık. Olmamış gibi yapamıyorum. Böyle olduğum için nefret ediyorum. Tüm bunları yakalayamadığım için en çok ta kendime öfkeliyim. Uyum sağlayabilseydim, herkes gibi mutlu taklidi yapabilirdim. Aynı saf duygularımı açardım yine… Yine kirletirlerdi ama ben üzülmezdim işte. Öfkelenmezdim… Nefret etmezdim… Anlıyor musun?”

Hayır şeklinde kafamı salladım. Sonra geriye doğru bir adım attım ve yollandım. İyice Ali’nin sekiz gününe bağlamıştım. Uykusuzluğumu anlıyor musun?

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.