yarım kalan vazgeçişler #ciddiyeticerenler

Anısı olan şarkılarda yaşlananların programı münferit sohbetlere hoş geldiniz.

Umarım bunu dinlerken derin nefes verişlerine mahkum gecelerin afili kaybedelerini oynamıyorsunuzdur.
Akordeon dinliyor olabilirsiniz mesela. Mesela ketılın düğmesine basmışsınızdır ve kahveniz için sıcak suyu beklerken dalıp gitmişsinizdir. Gözleriniz patlamak için yer arayan intihar bombacıları gibi kararlı olabiliyor değil mi?

Yada bir şarkı bitiyor yüreğinizin listelerinde. Bitiyor ama sanki sürekli tekrar ediyor nakaratı… Sonra bir tık sesi geliyor bangonun üstünden. Tık… Su kaynamış ve fokurdamasını kaçırmışsın.

Hep böyle değil mi? Köpürüp duran hayatın cilvelerinden bir haber yaşayıp gidiyorsun. Kafanın içinde yarım kalmış vazgeçişler var ve bu seni tutsak ediyor. Kaynayan günlerin ortasında, ayazların avcundan çırılçıplak bırakıyor ve üşümek için çok uykun var…

Çünkü uyumuyorsun. Uyuyamıyorsun… Her iç geçişinde bilinçaltında seni bekleyen canavarlar var. Gün boyu kaçtığın tüm nüanslar boğuyor seni. Her rüya itinayla yazılmış kabus senaryolarıyla dolu ve seni yukarı çıkaracak asansör ortalıklarda yok.

Zaten ne zaman bir asansör arasan bulamazsın. İlle birileri gideceğin yönün aksine basmıştır. Zaten hep geç kalmışsındır. Tahrip olmuş her düğme, tam da lazım olduğunda tahrip olmuş o düğme, sinirlerini tahrik edebilir. Zaten her şeye sinirlenmeye alıştın.

Sen zemin kattasın ve çatıya çıkmak istiyorsun. Biraz yüksekten bakıp aşağıya tükürmek fena olmaz.

Siktir et düğmeleri, siktir et asansörleri. Hadi bir cümle kur. En çok sarf etmek istediğin kelimelerden oluşan bir cümle… Tam da genzine yapışan ve o anda asla söyleyemediğin kelimeleri serbest bırak. Çünkü onlar içindeki hıçkırıkların ihtiyacı olduğu günaydın mesajları gibidir…

Sen bir cümle kur sonra o kursun. Sonra bir bakmışsın ömrünün kalanındaki yarım kalmışlık hissi, bir nebze de olsa ferahlamış.

Yarım kalmışlık hissi, çok bedbaht bir duygudur bilirim. Sonsuz bir ızdırap gibi. Her hatırına düşüşünde en mesut anlarını bile sigara dumanlarına boğabilir. Sonsuzdur, çünkü yarım kalmıştır. Bu durumda vazgeçemezsin de.

Zaten ne zaman vazgeçtin ki? Kafanın içindeki beynin başını siktiler de ertesi gün işe gittin sen.

Çünkü sonunu görmen gerekiyor. Yarım kalmışlığın sana verdiği en lanet şeylerden biri de bu… Sen yarım kaldın abi. Yarım kaldın ve bir daha hiçbir hikayeni yarım bırakmamak için gizlice yemin ettin? Küçücüktün belki bunları söylerken. Belki o listedeki son şarkı bile daha çalmamıştı. Ama sen busun değil mi? Bir kere yarım kaldın ve sonraki hiçbir tebessüm doldurmadı gamzendeki çukuru…

Vazgeçmedin de… Çünkü hayallerinden senden vazgeçti. Yanıp tutuştuğun ışık ardına bile bakmadan gitti.

Zor değil mi?

Kırk yılın başında bir şey istiyorsun ama o seni istemiyor. Adalet mi bu diyorsun içinden… Adaletse sikeyim böyle adaleti diye ekliyorsun… Ama bazen böyle oluyor işte.

Bazen gündüzleri dilinde, geceleri düşlerinde içini kıpır kıpır eden şey, oralı bile olmuyor. Senden bir haber duruyor. Duruyor ve uzaklaşıyor. Diyorsun ki dururken nasıl uzaklaşabilir? Sonra Bir bakıyorsun, aslında uzaklaşan senmişsin.

Bazen senden vazgeçen hayallerin tek nedeni senmişsin de farkında değilmişsin.

Zaten hep böyle olmaz mı? Çuvaldızı götümüze sokmaya kıyamadığımız için bencil gözlerimiz gerçeklerden hep kaçar. O kadar alışır ki kaçmaya, bir yerden sonra bakar ama göremez.

Yanıp tutuştuğun ışığı o kadar çok arzularsın ki göremezsin, burnunun dibinde sönmeye yüz tutan o narin hayalin acısını…

Kuduz bir köpek gibi yaşamışsındır hayatı… İstemiş ve almak için yıkmışsındır ortalığı. Kırıp döktüğün her parça aslından senden eksilen gülümsemelerin bedeli olduğunu çok sonra anlarsın.

Ama en sonunda anlarsın… Hayallerin senden vazgeçmiş. Ve onu uçurumdan iten senin ellerinmiş.

Kendi yarım kalmışlığını yaratmışsın ve suçlayacak kişi sen olunca dondurmalar bile tatsız geliyormuş…

Diyeceksin ki, bundan sonra asla vazgeçmeyeceğim. Ciddi ciddi bunu yapacaksın ama aklın hep o uçurumda olacak. Kalbin ilk tökezlediği yerde, hep o yarım kalan şarkıyı tamamlamak için çırpınacak.

Sonra… Işığını kaybettikten sonra yolunu bulmak kendini yakacaksın. Kalbini cayır cayır yanan ateşlerin içine atacaksın. Belki acın sana yol gösterecek ve sarf ettiğin tüm yollar adım adım yeis ile kaplıyken, sen hala kendi uçurumundan miras kalan anıları özleyeceksin. Yer çekimi vazifesini öyle hızlı yerine getirecek ki anlamayacaksın. Bir ömür boyu anlayamayacaksın.
Zaten hiçbir zaman anlamındın ki…

Anlayamadın ve durakaldın… Yüreğin bir karahindibanın iç çekişi kadar narindi ve sen, dibinde vuku bulan acımasız bir fırtınada çırılçıplak kalakaldın.

Kimse başını okşayıp, yazık sana demedi dimi? Zaten demesine de artık gerek yok.

Yarım kalmış vazgeçişler yokluklara gebedir. Eylül gecelerinin yokları gibi mesela… Apansız uyanışların can yakışı gibi… ,

Çiçeksiz kalmış, kimsesiz bahçeler misali…

 

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.