Size Bakan Göz #sizdengelenler

Karamelli Sundae lakaplı, değerli okuyucumuzdan gelen bir hikaye… Keyifli okumalar (:

 

 

-20 dakika sonra gitmemiz gerekecek.

 

Bastien, temkinli bir eda ile başını salladı. Bu onu bir nebze uyandırmıştı. Onun üzerine ama aynı sırada yoldaşlarınında üzerlerine hırs ile yıkılan soğuktan uyuşmuş bedeninin canlı sancısını hissetti. Göz kapakları istemsizce düşüyorlar, uykuya karşı mücadele içinde bulunduğu mücadeleden daha zordu. Uyku eksikliği onu sonunda yenecekti. Eğer açlık bu görevi üstlenmeseydi… Çenesini kaldırdı ve bu tür şartlar yüzünden göz bebeklerinde oluşmuş beyaz plakları yok etmek için, kirlenmiş elleriyle gözlerini kaşıyarak, yoldaşlarını inceledi. İçinde hayvanlar gibi gömüldükleri hendeğin bu kısmında, askerlerin hepsi gençti. Veletler, Bastien’in onlara seslenmeye alışık olduğu gibi 30 yaşında olarak aralarındaki en yaşlı olandı. Bu çocuksu yüzler gerçekleşecek olayların korkusuyla sarsılmıştı. Başları yıpranmış üniformalarının içine  gömülmüş, hepsi gözlerini kapalı tutuyordu. Kaçmak için kendilerini daha sıcak, güven verici bir yerde hayal etmek için… Ne de olsa çocuklar diye düşündü Bastien.

 

Fakat sonunda kendine beyan etti. Ne Normandiya toprakları, ne midesini söken açlık, ne kurnazca gözlerini ve tüm bedenini katleden yorgunluğu, iç ızdıraplarından kurtulmasını sağlayamıyordu. Kimim ben? Neden başka yerde değil de buradayım?

 

Alsaslı bir ailenin en büyük çocuğu, Fransız asıllı bir babadan, ve aile kökleri Almanya’nın Aix-la Chapelle şehrine dayanan Alman bir annenin oğluydu. Fransız kültürü ile harmanlanmış bir Alman kültürü ile Alzas Mozel’de büyüdü. 25 yaşında kontrolsüz bir astım krizi sonucu ölen babasını kaybetti. Hiç bir zaman tamamen toparlanamamıştı. Her iki ebeveynini de derince seven, fakat babaya duyulan sevginin hafif daha engin olduğu çocuklardan biriydi. Böylelikle kendini yarı Fransız, yarı Alman bir Alsaslı olarak görüyordu.

 

Bir gün, tarafını seçmek zorunda kaldı. Yalnızca Alsaslı kalamazdı.

 

1917 yılının sonbaharında, savaş yaklaşıyordu, kendini yavaşça hissettiriyordu.

 

-Gitmemiz, Aix-la Chapelle’e ulaşmamız gerekiyor. Vardığımızda, akıbetimiz ne olur, o zaman görürüz.

Dedi anneleri. Dulluktan yıpranmış yaşlı kadın, 3 çocuğundan bir tepki bekliyordu. 2 oğluna seslendi:

 

-Gerekirse, ikinizde alman ordusuna katılırsınız. Savaş sona erince, geri döneriz.

 

Küçük kardeş Jérôme, 23 yaşında cılız biriydi. Gençliğinin verdiği coşkunluk ile hararetli bir şekilde annesinin söylediklerini onayladı:

 

-Artik sonsuza kadar Alsas’ın üstündeki Fransiz hırslari kıracağız. Yaşasın Alman Alsas Mozel!  Diye bağırdı.

 

-Evet, yaşasın Alman Alsas Mozel! Diye tekrarladı kız kardeşleri.

 

Anne, nostaljik bir gururla, yumuşamış bir bakış ile 2 çocuğuna bakıyordu. Fakat büyük oğlunun sessizliğini fark etti.

 

-Bastien, hic bir şey söylemiyorsun. Seni endişelendiren bir şey mi var?

 

Bastien, şaşkınlıkla sarsılmıştı, ardından yüzünü karartan bir öfke ve bir sesle:

 

-Nasıl cürret edebilirsiniz? Aklınızı mı kaçırdınız? Babamın mirasını ne yapacaksınız?  Diye bağırdı.

 

Küçük kardeş öne doğru bir adım attı ve iki kardeş birbirlerinin gözlerinin içine baktılar, masmavi gözleri birbirinin aynısıydı. Anneleri, ailevi fırtınanın yaklaştığını sezerek, büyük oğluna cevap verdi:

 

-Bastien, biz Almanız! Baban da kendini öyle görüyordu!

 

Ve Alsas’lı ailenin içinde şiddetli bir kavga koptu. Anne, iki çocuğunun yardımı ile büyük olgunu makul yola çekmeye çalıştı. Fransa’nın bu savaşı kazanmaya hiç bir gücü yoktu. Alsas Mozel Alman’dı ve Alman kalacaktı. Fransa’nın bu toprakların üzerinde hic bir hakkı yoktu! Fakat kararı alınmıştı. Fikir değiştirmeyecekti.

 

-Anne, tarafımı seçiyorum, gidiyorum. Fransız bir Alsas Mozel için.

 

Ve Alsasi terk etti. Paris’e ulaşmak için… Savaş Fransanin kapısına dayanınca, Fransız ordusuna katılmak için yapılması gereken tüm işlemleri gerçekleştirdi. Böylelikle, kendini Normandiyada hendeklerin içinde buldu, devasa bir Alman ordunun karşısında…

 

Annesi, göğsünde oğlunu kaybetmenin verdiği büyük acıyla, iki çocuğuyla Aix-la Chapelle’e gitti.

 

Ve yeniden, yeniden annesini, erkek kardeşini ve kız kardeşini düşünüyordu. Şu an ne yapıyorlardı? Hala bu dünyadan miydi? Bir gün onlara tekrar rastlar mıydı? Aynı sorular ona dadanıyor, onu kovalıyor, takip ediyorlardı. Ve korkunç bir kaygı onu ele geçiriyordu. Ve bu kaygı kendine dahi beyan edemediği bir pismanlığa sürüklüyordu onu. Doğru tarafı seçmiş miydi ? Doğru üniformayı taşıyor muydu? Ama bunların cevaplarını bilmiyordu…

 

-Vakit geldi, beyefendi.

 

Hemen ızdıraplarından kurtuldu, bu hoyrat bir uyandırma gibi oldu. Başını kaldırdı. Sağında, ondan bir metre ötede, Arthur isimli bir genç duruyordu. Yanakları hastalıklı biçimde kazılmıştı, elmacık kemikleri fazla çıktıktı. Böyle devam etseydi açlığa yenik düşecekti. Bu genç, ona artık kaybedilen kendi erkek kardeşini hatırlatıyordu.

 

Ailesini, ve, hayatların bir ağacın sararmış yaprakları gibi düşen bu savaş alanına, onu sürükleyen düşüncelerini unutuyormuş gibi, Bastien, ciddi bir eda ile neredeyse parlak bir göz ile cevap verdi:

-Ağır ödeyecekler. Hayatta kal !

Komutanın emirlerini aldıktan sonra tüm askerler, saldırmaya hazır yerlerini aldılar.

200 metre ileride alman askerleri kitlesel şekilde Poilus’lerin hendeklerine doğru ateş etmeye başladılar. Fransiz askerleri cevap vermekte gecikmediler. Kurşunlar ard arda sergileniyordu.

 

Bastien, sıkıca silahını tutarak, inançla ateş ediyordu. Hepsinin düşmesini arzuluyordu ve etkili son bir atış için her fırsatı kolluyordu. Ama atışlar hiç bir yere varmıyordu. Yetersiz gibilerdi. Fakat büyüyen kalın dumanın ardından, hamle yapan şekiller fark etti. Böylelikle komutanın emri üzerine, belirleyici bir saldırı yaptı. 35 metrelik bir mesafeden, hareket eden şekillere doğru, ürkütücü bir tatmin ile bir bomba fırlattı.

 

Ve doğrulan katliam korkunçtu. Tüm askerler geri çekildiler. Yaklaşık 60 metre ileride, 13 asker yerde yatıyordu. Bazılarının bedenleri bölünmüştü. Sağda solda bacaklar, kollar, parmaklar, kulaklar yere sergilenmişti. Her yer etti. Duman kokusuyla karışmış taze kan kokusu etrafa yayılıyordu. Bastien, dönük bir gözle, sebep olduğu bu gösteriyi izliyordu. Hissetmiş olduğu tatmini kaybetmişti. Kendini usanmış hissediyordu.

 

-Çok iyi savaştınız beyefendi.

 

Arthur’du, bacağını sürükleyerek yaklaşıyordu. Yürümekte güçlük çekiyordu. Bastien bir kuşkuya kapıldı, ve gür akan kani fark edince,anladı. Bu genç ölecekti ve açlık yüzünden değildi. Tek bir kelime dahi edemeden komutanı ona seslendi:

 

-Almanlar geri çekildi. Soğuk kanlılığını korumuş bir asker seç,ve hemen 60 metre ileride bulunan Alman askerlerinin hala nefes alıp almadıklarını kontrol et. Hayattalar ise sana düşen görevi biliyorsun.

 

Böylelikle, artık onun için hiç bir şey mümkün olmayan Arthure tek bir bakış atmadan bir askerin eşliğinde, katliama doğru yola koyuldu. Yaklaştıkça boğazının düğümlendiğini hissediyordu. Ruhunda bir ses yankılanıyor gibiydi:

 

-Ama ben ne yaptım?

Kafasındakini yok etmek için sıkıca yumruklarını sıktı. Hayır geri dönüş yoktu. 60 metre yürümesine gerek kalmadan, bombanın gücüyle havaya uçurulmuş bedenler ile karşı karşıya kalmıştı. Yanındaki askere bunları kontrol etmesini emretti. O diğer askerler ile ilgilenecekti.

 

Genç Fransız yerde yatan askerleri teker teker inceliyordu ve yüzünün sağ tarafı sert yanıklar ile yerle bir ölmüş bir askeri fark etti. Korkuyla Bastien’a baktı. Ardından yerde yatan suratının yarısı yanmış askere… Sonrasında son kez Bastien’a baktı ve belli bir tedirginlik ile şunları dedi:

 

-Ne kadar tuhaf! Oysa bu asker ölü!”

 

Bastien, yerde yatan askere bakmaya tenezzül bile etmeden hiddetli bir şekilde cevap verdi:

-E tuhaf olan nedir peki?

-Bu göz, size bakan göz !”

Bastien başını bu hareketsiz alman askerine doğru eğdi. Sağ gözü alevlerden tamamen yok olmuştu. Fakat sol gözü, gökyüzünü andıran gözü, dokunulmamış, büyük açık, hem ölü hem canlıydı. Ardından onu tanıdı. Bu alman asker, onun kardeşiydi. Ve cansızlaştı, hayatın onu yavaşça terk ettiğini fark ederek… Ardından, ölü kardeşine doğru bir adım atmaya hazırlanırken o da yere yığıldı. Alman bir kurşun boynunu delmişti. Ve kardeşinin yanında yerde yatıyordu. İki Alsas’lı asker, yan yana…

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.