Kuduz Köpek Sendromu

Diş macunu fiyatlarını görünce köpürenlere selam olsun…

Kupalar dolusu kahve sarartırken dişlerini, serseri bir tartar göz kırpar sol alt azına… Gereksiz bir şairane hava kaplar beyaz sayfaları ve maaş gününe daha çok vardır…

Odaklanma problemi yaşıyor gibi hissediyorum bazen… Bazen de cıvıklığımdan dem vurup neden aramayı bırakıyorum. Konuya giriş için bir başlangıç yapmam lazım ancak her zamanki gibi aklıma ilk gelen mevzuları sıralamak istiyorum.

Aslında selam vererek güzel bir giriş yaptığımı düşünüyorum. Belirli bir güruha, göz ucuyla merhaba demek eğlenceli geliyor. Ha birde bu var değil mi? Sizde oluyor mu bilmiyorum ama bazı yazıları okurken, acaba yazar bu kısmı yazarken ağladı mı? Yada bu espriyi yaparken bıyık altından tıs tıs güldü mü diye düşünüyorum. Kapıyorum gözlerimi ve bu kelimelerin yazılışını hayal ediyorum.

Mesela bir kitaba başladığımda ilk okuduğum kısım önsöz oluyor. Normali böyledir yüksek ihtimalle ama birçok kişinin önsöz okuduğunu sanmıyorum. Hani bu kitap nasıl yazılmış, nereden ilham anılmış yada yazar kimmiş, nasıl bir hayatı olmuş bunlar benim için ehemmiyet arz eden mevzular oluyor. Çünkü yazarı tanımaya yaklaştığın vakit, kitap daha bir tatlı geliyor. Bu hadiseyi denemenizi ve normal okuma alışkanlığınıza yeni bir boyut getirdiğini görmenizi isterim…

Belki de getirmez bilemiyorum. Sadece benim hoşuma gidiyor…

Yazarı araştırdıktan sonra, hikayeyi kurgularken ki hallerini düşünüyorum ve kafamdaki tüm yazarlar duygularını dışa dönük ifade etmekte zorlanmayan kimseler oluyor.

Ancak bu işleyiş bende aşırı sade ilerliyor. Yemin ediyorum, külah dondurmadaki vanilya gibi hissediyorum.

Heyecanlı yada üzücü bir cümleyi bitirdiğimde, bayılmış gözlerle ekrana bakıp bir sonraki cümleyi düşünüyorum.

Sonraki kelimeleri düşünmek, o anki hissiyatı hiç ediyor. Hayatın her alanında olduğu gibi, anı kaçırmak kolay bir mevzu oluyor ve çok hızlı ıskalıyorum.

Sanırım bu birazda içindeki hevesleri dışa vurumum da ki bozukluktan kaynaklı… Genel olarak istiyorum ve gerisinin bir önemi kalmıyor.

O an yazmak istediğim kelimeleri odaklanıyorum. Hislerden uzak ve sadece sonraki kelimelere kilitli bir benlik çıkıyor ortaya. Belki bu bir karakter duruşudur. Yedimde olup yetmişimde de olacak bir alışkanlığımdır, bilemem.

Sanırım bu durum, sadece yazma eylemi ile sınırlandırılamaz. Birçoğunuzun böyle bir alışkanlıklar ile yaşadığını tahmin ediyorum. Bir hedefiniz oluyor ve onu almak için çabalarken, ortalığı yakmakta bir beis görmüyorsunuz. Birkaç misal ile olayı pekiştirelim mi?

Örneğin ait olma problemi yaşadığınızı varsayalım. Hatta serim biraz daha curcuna olsun, dünyada en çok istediğiniz şey de bir şeylere ait olmak olsun. Hatta o kadar istiyorsun ki şey demeye ayar olduğunuz halde bu cümle için çok fazla şey dediğinizi bile göz ardı ediyorsunuz.

İlk değişkenimizi aldık.

Sonra bunu daha da özelleştirelim. Birine ait olmak istiyorsunuz. Ancak bu fikir sizinle birlikte süregelirken zamanla farklı kişilerin bu pozisyona girip çıktığına tanık oluyor. Belirli bir ortalama oluşuyor ve bu sözde ortalamanın altında kalan, belki de gerçekten ait olabileceğiniz kişiler harcanıyor.

Yada korkuyorsunuz. Hatta genelde korkuyorsunuz. Bir şeyi çok istediğiniz vakit, gerçeklemesinden korkarsınız. Aslında gerçekleşmesinden değil, sonrasından korkarsınız. Çünkü o çitin ötesindeki renkli uçurtma artık dibindedir. Elde edince önemini yitirir.

Ait olmaktan bu yüzden korktuğunuzu ve önyargılarınızla birçok insanı hiç ettiğinizi varsayalım. Karmaşık hisler içinde, birileri senin ardında bıraktıklarına hak ettiklerini verirken, kuduz bir köpek gibi hırladığınızı varsayalım.

Alınmaca yok. Bu sadece bir metafor. Hatta bir sendrom… Kuduz köpek sendromu!

Kuduz bir köpek gibi istersin ve neden istediğine dair fikrin yoktur. Sadece istersin. Zincirlerin boğazını sıkarken, çitin arkasındaki renkli uçurtmayı istersin. Neden istediğine dair fikrin yoktur. Sadece istersin. Uçurtma yanına konunca da ne yapacağını bilmezsin. Çünkü sen uçurtmayı değil onu düşlemeyi seviyorsun. Bir yerden sonra sadece düşlemek ile hırlayacak gücü bulduğunu fark edeceksin.

Birileri dolduracak, birileri senin vazgeçtiğin anda hak etmediği halde vazgeçtiklerini alacak. Belki birileri hak edecek ve sen sadece kudurmuşluğun ile kalacaksın.

Kuduz köpek sendromu zordur. Yaralar ve yorar. Yıkıcı bir idealistlik gerektirir. Biraz da düz olman lazım. Sadece istersin ve gerisi ehemmiyetsizdir. Sadece belli manzaralar üzer seni. Yapamadığın mevzuların sensiz devamlılıkları gibi… Karmaşık ama bir yerden sonra alışması kolay bir durum…

Düşle, iste ve onun için sürekli koştur… Becereme, kaybet ve sonrasında kendinden nefret et! Gerçekten kork ve yeniden koş. Hayallerine doğru, gerçekliğinden kaçar gibi koş. Ve tüm adımları yeniden tekrarla.

Bu hiç bitmeyecek bir döngü. Agresif ve uzun bir maraton…

En son serim kısmını karmaşıklaştıracaktım ama onun yerine alt metnimi cümlelerde dağıttım. Olsun… Sadece yazmak istedim.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.