Gece Yürüyüşü

“Bulutların arasına gizlenmiş bir dolunay hakim geceye. Sanırım küsmüş olabilirler.
Gece güneşe aşıkmış. Ama güneş onu hiç sevmemiş. Dolunay ise gecenin müptelasıymış. Kara gökyüzü her iç çekişinde etrafını sarar ve onu aydınlatırmış. Tabi gece, dolunayı hiç bir zaman fark etmemiş. Zaten bu durumlarda ne zaman mutlu son oldu ki?”

Telefonuna not ettiği bu paragrafı kaydetmeden sildi, ensesinden soğuk terler akan yazar. İki hafta sonra sezon finali yapacak bölüm senaryosunu yapım şirketine teslim etmesi gerekiyordu. Ama o daha tek bir kelime dahi yazmamıştı. Biraz kaygısız, gevşek adamın tekiydi.

Koca gün bir elinde sigara diğer elinde bilgisayarın faresi o dizi senin bu forum benim takılıp durmuştu. Artık yeni bölüm yazmaktan usanmış olacaktı ki hiç oralı değildi.

Kafasını dağıtmak için sahile inmişti. Genelde içi sıkıldığında böyle yapar ve eve geçince kalemi eline alıp bir kaç satır kararlardı. Bugünde aynı eylemi gerçekleştirmek için sırt çantasını takıp yürümeye başlamıştı.

Otoyolun yayalar için belkemiği olan üst geçide gelince çantasının ufak gözünden sigarasını aldı. Hızlıca yakıp merdivenleri ikişerden çıkmaya başladı. Bir yerlere yetişir gibi halleri vardı.

Karşıya geçtiğinde sigarasını yarılmıştı. Otobüs durağının orda biraz soluklandı. “Sigaranın faydaları…” Diyerek ufak bir serzenişte bulundu. Şu sıralar kendine çok atıfta bulunduğu aşikardı.

On beş adım sonra balıkçı teknelerinin bulunduğu kısma geldi. Belki buradan milyonuncu geçişiydi ama her defasında orada duraksayıp balıkçılara bakıyordu. Nedenini bilmediği sebeplerden ötürü, tam orası ona umut veriyordu. Rızkını denizden karşılayan emektar işçiler, her denize açılışında eli boş dönme olasılığını bilerek ufka bakan bu nasırlı ellere saygısı büyüktü. Belki küçükken balıkçı bile olmak istiyor olabilirdi.

Ama hayat onu yazmaya itmişti. Duygularını ve kendi hayal dünyasında yarattığı kurguyu kelimelere dökerek geçimini sağlamak, sandığının aksine daha erken yaşlanmasını sağlamıştı. Mental olarak tabi.

Balıkçıların ağlarına biraz daha baktı sonrasında yürüyemeye devam etti. Biraz ileride tuğla rengi dar zeminde koşan insanları gördü. Nedense koşan insanlar, ona hep duran insanları anımsatıyordu.

Parmaklarında ufak bir acı hissedince oraya odaklandı. Teknelere daldığı için yarım kalan sigarasını unutmuştu. Hemen bir dal daha çıkarıp yaktı.

Biraz ileride yanan çöp tenekesinin etrafında toplanmış insanlara dikkat kesildi. Kimisinin elinde bira, kimisinin ellerinde çekirdek vardı. Koyu bir sohbetin kahkahaları yükseliyordu.

O güruhu geçtikten sonra adımlarını yavaşlattı. Gözlerini gökyüzünde usulca süzülen dolunaya takılmıştı. Berrak denize yansıyan görüntüsü çok hoştu.

Ve yazar biliyordu. Bu kadar eşsiz güzelliğin yaratıcısı gördüğü en büyük sanatçıydı.

Manzaraya karşı biraz daha minnet geçirdi içinden. Sonra yürümeye devam etti.

Sahildeki büyük taşların arasında kıvrılan gri bir kedinin peşinden sürükledi kendini. Bir kaç yüz metre böyle devam etti. Akabinde gri kedi dar bir oyuktan geçince takipten vazgeçti. Son günlerde kilo aldığı gerçeğini yine fark etti ve bir derin bir nefes verdi.

“Dizi izlerken cips yemeyi bırakmayalım.” Dedi, göbeğini okşarken.

Sonra biraz daha yürüdü. Mangalını yeni söndürmüş ailenin halay çeken kızlarının yanından geçerken son dumanını üfledi.

Her adımında biraz daha eksiliyordu. Her kelimede, aldığı her nefeste içinden bir parça kopuyor gibiydi. İçinde kocaman bir boşluk taşıyordu. Her gece biraz daha büyüyen korkunç bir boşluk… İstediği mesleğin erbabıydı son bir kaç senedir. Ama istediği hayatı yaşıyor muydu? Bu kocaman bir soru işareti.

Yürüyüşünün bir alt metni var mıydı belirsiz. Yaktığı sigaraların bir sebebi? Yada içindeki boşluğun bir sahibi? Bunu hiç bilemedi.

Sahilin kumsal tarafına kıvranan yerine kadar yürümüştü. Oradan ikinci üst geçide döndü. Bu güzergahın sonuydu.

Karşıya geçince bir sigara daha yaktı. Belki milyonuncu yakışıydı ve elindeki meretten nefret ediyordu.

Hızlı adımlarla çarşıdan geçti. Oradan alt caddeye ve yol boyunca uzanan mezarlığın o krem rengi duvarlarına bakarak ilerledi. Buraya ilk taşındığında mezarlıktan korkuyordu. Belki milyonuncu geçişiydi bu ve ölülere alışalı uzun zaman olmuştu. Artık dirilerden daha çok çekiniyordu.

Bir kaç bin adım sonra evine geldi. Her şey bıraktığı gibiydi. Q harfi yerinde olmayan klavyesine oturdu. Bilgisayarı bekleme modundan çıkarıp duygusuz bir başlangıç cümlesi yazdı.

Sonrasından bir sigara daha yakıp iç çekti. Belki milyonuncu iç çekişiydi ama bunu umursamadı.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.